Kişisel Gelişim 4 dk okuma
Kendini Evinde Hissetmek: Aidiyet Duygusu Nereye Bağlıdır?
Aidiyet mekânın kendisinden çok orada kurulan düzenle ilgilidir. Nereye giderseniz gidin yeniden kurabileceğiniz bir düzen nasıl oluşturulur?
Yazar: Selin Ertem
Kendini evinde hissetmek, çoğu insanın tarif etmekte zorlandığı ama yokluğunu hemen fark ettiği bir duygudur. Kimileri yıllardır oturduğu evde bile bu duyguyu bulamaz, kimileri ise birkaç günlüğüne kaldığı bir odada kendini şaşırtıcı biçimde rahat hisseder. Bu, mekânın büyüklüğüyle ya da eşyanın kalitesiyle ilgili değildir. Aidiyet duygusu, kişinin bulunduğu yerde kurabildiği düzenle ve o düzenin ne kadar kendisine ait olduğuyla ilgilidir.
Aidiyet Mekâna mı, Düzene mi Bağlıdır?
Bir yeri ev yapan şey duvarları değil, orada tekrarlanan davranışlardır. Sabah nereye oturduğunuz, eşyaları hangi sırayla kullandığınız, günün hangi saatinde ne yaptığınız bir yeri tanıdık kılar. Yeni bir ortamda kendinizi boşlukta hissetmenizin nedeni de budur: mekân yabancı değil, oradaki düzeniniz henüz kurulmamıştır. Bu ayrım önemlidir, çünkü düzen taşınabilir bir şeydir; mekân ise çoğu zaman elinizde değildir.
Aidiyeti Kuran Üç Temel
Aidiyet duygusu üç ayak üzerinde durur. Birincisi tanınırlık: çevrenizdeki şeylerin nerede olduğunu bilmek. İkincisi öngörülebilirlik: günün nasıl akacağına dair kaba bir fikre sahip olmak. Üçüncüsü ise etki alanı: bulunduğunuz yerde bir şeyi değiştirebilme yetkisi. Bu üçü zayıfladığında, ne kadar tanıdık bir yerde olursanız olun kendinizi misafir gibi hissedersiniz. Güçlendiğinde ise yeni bir yer birkaç hafta içinde tanıdık hâle gelir.
Yanınızda Taşıdığınız Küçük Düzen
İnsanın en çok işine yarayan şey, mekândan bağımsız birkaç sabit alışkanlıktır. Bunlar büyük olmak zorunda değildir: her sabah aynı işi ilk sıraya koymak, çalışma alanını hep aynı şekilde toplamak, gün sonunda kısa bir gözden geçirme yapmak gibi. Nerede olursanız olun bu birkaç sabit nokta hızla kurulduğunda, çevrenin geri kalanı değişse bile zemin kaymaz. Böyle bir düzen, sırtınızda taşıdığınız bir ev gibi çalışır.
Eşyalar ve Kişisel İzler
Bir yeri kendinize ait kılmanın en hızlı yolu, oraya küçük ama sizin olan bir iz bırakmaktır. Kendi bardağınız, alışık olduğunuz bir defter, kendi düzeninize göre yerleştirilmiş bir raf gibi. Eşyanın kendisi değil, seçimin size ait olması fark yaratır. Çok sayıda eşya taşımak gerekmez; birkaç doğru seçilmiş nesne, geniş bir alanı tanıdık hâle getirmeye yeter. Aidiyet çoğu zaman miktardan değil, tekrardan doğar.
İnsanlar Olmadan Aidiyet Kurulur mu?
Mekân kadar önemli bir başka etken de ilişkilerdir. Adınızın bilindiği, sizi tanıyan birinin bulunduğu bir yer, en tanıdık ortamdan bile daha çabuk ev hissi verir. Bu nedenle yeni bir ortamda aidiyet kurmanın en verimli yolu, düzenli tekrarlanan birkaç karşılaşma yaratmaktır. Aynı saatte aynı yerde bulunmak, aynı işi birileriyle birlikte yapmak, kısa da olsa selamlaşmak zamanla tanınırlık üretir.
Aidiyet Duygusunu Zayıflatan Alışkanlıklar
- Her şeyi geçici saymak: "Nasılsa uzun kalmayacağım" düşüncesi düzen kurmayı engeller.
- Kararı sürekli ertelemek: yerleşmeyi ileri bir tarihe bırakmak, bulunduğunuz anı boşa geçirtir.
- Kendini kıyaslamak: başkalarının düzenini ölçü almak, kendi ihtiyacınızı görünmez kılar.
- Hiçbir şeyi kişiselleştirmemek: iz bırakmadığınız bir alan size ait olmaz.
Geçici Yerlerde Kendini Kaybetmemek
Ne kadar kalacağınızı bilmediğiniz durumlarda insan çoğu zaman hiçbir şey kurmamayı seçer. Oysa geçicilik, düzensizliği zorunlu kılmaz. Kısa süre kalınan yerlerde bile birkaç dakikada kurulabilecek bir çalışma köşesi, sabit bir uyku saati ve yerini bildiğiniz üç beş eşya ciddi bir fark yaratır. Amaç orayı kalıcı bir eve çevirmek değil, oradaki zamanı boşluğa düşmeden geçirmektir. Bu ayrımı yapabilenler değişikliklerden çok daha az yıpranır.
Yerleşmek ile Sıkışmak Arasındaki Fark
Aidiyet arayışının bir de ters yönü vardır. İnsan bir yere fazla kök saldığında, değişmesi gereken şeyleri de değiştiremez hâle gelebilir. Alışkanlıkların rahatlığı bir süre sonra hareket alanını daraltır. Burada iyi bir ölçüt şudur: bulunduğunuz düzen size güç mü veriyor, yoksa yalnızca tanıdık olduğu için mi sürüyor? Bu soruyu ara ara sormak, yerleşikliğin durgunluğa dönüşmesini engeller.
Yeni Bir Yerde İlk Hafta
Yeni bir ortamda aidiyeti hızlandırmak isteyenler için sade bir sıra işe yarar. Önce en çok zaman geçireceğiniz köşeyi düzenleyin. Sonra günün sabit iki noktasını belirleyin: başlangıç ve bitiş. Ardından çevrede düzenli uğrayacağınız bir iki yer seçin. Son olarak, ilk günlerde her şeyi kusursuz kurmaya çalışmayın; aidiyet kurulan bir şey değil, tekrarla oluşan bir şeydir ve zamana ihtiyacı vardır.
Sonuç olarak kendini evinde hissetmek, doğru mekânı bulmaktan çok kendi düzenini taşıyabilmekle ilgilidir. Yerleşiklik güven verir, hareketlilik canlılık katar; ikisini birlikte tutan şey ise nereye giderseniz gidin yeniden kurabildiğiniz birkaç sağlam alışkanlıktır. Bu alışkanlıkları netleştirdiğinizde ev, bir adres olmaktan çıkıp yanınızda taşıdığınız bir düzene dönüşür.