İçeriğe geç
Sinop Kent Bülten

Günün küçük ayrıntıları, gökyüzünün eğlenceli ipuçları

Psikoloji 4 dk okuma

Az Olan Neden Daha Çok Çeker? Kıtlık Hissinin Zihindeki İzi

Kıtlık hissi dikkati toplar ama görüş alanını daraltır. Azlık altında verilen kararların neden farklılaştığını ve bu etkiye karşı ne yapılabileceğini ele alıyoruz.

Yazar: Derya Aydın

Bir şeyin azaldığını fark ettiğimiz an, ona bakışımız değişir. Kalan son dilim, kapanmak üzere olan bir başvuru süresi, sayılı gün kalan bir izin ya da tükenmeye yaklaşan bir birikim; hepsi zihinde benzer bir yer tutar. Azlık yalnızca bir dış koşul değildir, düşünme biçimini de değiştirir. Kıtlık hissi altındaki bir zihin daha odaklı ama aynı zamanda daha dar çalışır. Bu ikili etkiyi tanımak, hem kendi kararlarımızı hem de çevremizdekilerin davranışlarını anlamayı kolaylaştırır.

Azlık dikkati nasıl toplar?

Kıtlık hissinin ilk etkisi olumludur. Zamanı daralan bir insan, aylarca erteledi işi son günlerde şaşırtıcı bir hızla bitirebilir. Kaynağın sınırlı olduğunu bilmek, dikkati doğrudan o kaynağa yöneltir ve gereksiz ayrıntıları eler. Bu nedenle sınırlar bazen üretkenliği artırır. Sorun, aynı mekanizmanın bedelsiz çalışmamasıdır: bir noktaya odaklanan zihin, çerçevenin dışında kalan her şeyi görmez hale gelir.

Görüş alanının daralması

Kıtlık altında düşünürken uzun vadeli olan, acil olmayan ve dolaylı sonuç doğuran konular gözden düşer. Yaklaşan bir teslim tarihine kilitlenmiş biri, o hafta yapması gereken başka bir işi tamamen unutabilir. Bu unutkanlık dikkatsizlik değildir; zihnin sınırlı kapasitesini tek bir yere ayırmasının doğal sonucudur. Bu yüzden yoğun dönemlerde alınan kararlar, aynı kişinin rahat bir dönemde alacağı kararlardan sistematik biçimde farklı olur.

Zihinsel kapasitenin bir kısmını meşgul eden yük

Sürekli bir eksikliğin farkında olmak, arka planda çalışan bir program gibi kapasite tüketir. Kişi başka bir işle uğraşırken bile o konu zihnin bir köşesinde açık kalır. Bunun sonucu genellikle şu şekilde görünür: unutkanlık artar, sabır azalır, basit kararlar bile yorucu gelir. Dışarıdan bakan biri bunu kişilik özelliği sanabilir. Oysa çoğu zaman koşulun kendisi, kişinin dikkatini ve enerjisini kalıcı olarak işgal etmektedir.

Az olanın değerinin abartılması

Elde kalan miktar azaldıkça, kalan her birim daha değerli görünmeye başlar. Bu, kaynağı korumaya yönelik işlevsel bir eğilimdir ama abartıldığında ters teper. Az kalan bir malzemeyi kullanmaya kıyamayıp bozulana kadar bekletmek, kalan boş zamanı değerlendirememek korkusuyla hiçbir şey yapamamak, sınırlı bir imkânı kaçırmamak için gerçekten istemediğimiz bir şeye evet demek bunun günlük örnekleridir. Değer algısı yükselince muhakeme geride kalır.

Sosyal alanda azlık

Kıtlık hissi maddi kaynaklarla sınırlı değildir. İlgi, takdir ve yakınlık da az bulunduğunda benzer etkiler yaratır. Nadiren onay gören bir kişi, gelen küçük bir övgüye orantısız biçimde bağlanabilir. Kolay ulaşılamayan birinin daha çekici görünmesi de aynı mekanizmanın bir görünümüdür. Bu farkındalık ilişkilerde işe yarar: birinin değerini, ne kadar erişilebilir olduğuyla ölçmediğimizden emin olmak yerinde olur.

Bolluk hissi her zaman rahatlatmaz

Kıtlığın tersinin sorunsuz olduğunu düşünmek de yanıltıcıdır. Kaynak bol göründüğünde dikkat dağılır, seçim yapmak zorlaşır ve hiçbir seçeneğe tam bağlanılamaz. Önünde uzun bir zaman olduğunu düşünen kişi işe başlamayı erteler; çok sayıda alternatif arasında kalan kişi karar veremez. Bu yüzden en verimli durum ne aşırı kıtlık ne de sınırsız bolluktur; makul bir sınırın bilinçli biçimde kurulmasıdır.

Kıtlık altında karar verirken

Baskı hissettiğiniz anlarda alınan kararların dar bir çerçeveden çıktığını hatırlamak ilk adımdır. Mümkünse önemli kararı o ana sıkıştırmamak, kısa bir ara verip başka birinin görüşünü almak işe yarar. Dışarıdan bakan kişi, sizin göremediğiniz çevre alanı görür. Kararı ertelemek mümkün değilse, en azından hangi seçenekleri hiç değerlendirmediğinizi kendinize sormak yararlıdır; genellikle atlanan seçenekler, gözden düşmüş uzun vadeli olanlardır.

Yapıyla korumak

Kıtlık anında iradeye güvenmek yerine, rahat dönemlerde kurulan yapılara güvenmek daha sağlam bir yoldur. Otomatik hale getirilmiş küçük bir birikim, önceden hazırlanmış bir kontrol listesi, işlerin yalnızca akılda değil yazılı bir yerde durması gibi düzenlemeler, dikkat daraldığı anda unutulanları yakalar. Buradaki amaç zihni zorlamak değil, zihnin daralacağını kabul edip yükü sisteme aktarmaktır.

Azlık hissi ne tümüyle zararlı ne de kendiliğinden yararlıdır. Odağı keskinleştirirken çevre görüşü daraltır, değer algısını yükseltirken muhakemeyi zorlaştırır. Bu etkiyi bilmek onu tamamen ortadan kaldırmaz ama tanınır hale getirir. Bir kararın gerçekten istediğiniz için mi yoksa yalnızca kaynak azaldığı için mi alındığını sormak, çoğu zaman farkı yaratan tek soru olur.